Oyun Anılarım 21: Babamın kablo ve şifre cezaları, benım de çözümlerim

Arap, yağı fazla bulunca, kıçına da sürer demişler. Daha önce sahip olmadığımız bir şeye yeni sahip olmuşsak ve gerçekten dikkat çekici bir şeyse o, onunla saatler geçirebiliyoruz. Ne işler, ne arkadaşlar önemli oluyor, unutuluyor hepsi çoğu zaman çünkü.

Dayımın Almanya’dan getirdiği Super Nintendo, zaman kavramımı yok eden ilk elektronik cihazdı belki de. Sanırım Tetris çılgınlığı, kan çanağı gözler, yere bakarak yolda yürüme ve boyun ağrısı… Evet, bunlar daha sonraki yıllardaydı. Yine de kan çanağı gözleri, TV atarim için de kullanabilirim.
Sonuçta yeni bir elektronik oyuncağı keşfediyordum. O kadar çok oynamak istiyordum ki, hem de bir sürü oyunu vardı. Bağımlılık sonraki safha, şu an bahsettiğim bir merak, bir çekiciliğin etkisiydi.

Dersler kalıyor, yemek yemiyorum falan, küçüğüm daha… Bana kesin geza gelir bunca sorumsuzluk sonrasında derken, beklediğim gelmişti. Adaptör olmazsa, atariyi çalıştıramazsınız, çünkü cihazın elektrik kaynağı kesilir. Bunu bilmeyen yoktur zaten, ki babam da beni cezalandırmak için zaman zaman atarimin adaptörünü saklardı. Çoğu kez anneme yalvarırdım yerini söylemesi için. Nadiren söylerdi, ama genellikle bir şey demezdi, kızardı babam çünkü. Ben de yeni çözümler arardım. Mesela arkadaşlarımın atarilerinin adaptörlerini ödünç alırdım, evde kimse olmamak kaydıyla oynamaya çalışırdım.

Atariden sonra gelelim bilgisayara. Eve gelen her yeni elektronik cihaz gibi bunun için de “aman bozulur, çok elektrik yaktı, fazlası zarar” gibi söylemler hep olurdu (hala ara ara oluyor yine). Babam, bilgisayarı haftada 2 saat açarsın demişti bana. Ben ise, “hergün 2 saat” anlamıştım başta. Yanlış anladığımı fark edince bayağı üzülmüştüm ve bu, beni yine gizli işler yapmaya itmişti.

Okuldan öğlen geldiğimde, çoğu zaman annem komşuda olurdu ve ben de gizlice oynamayı denerdim. Bazen de annemin PC’den anlamayışından yararlanırdım (terbiyesiz ben); “bu oyunu yeni aldım, belki de çalışmıyordur, dur bir deneyeyim ben bunu” diyerekten PC’yi açar, oyunları tek tek oynardım. 1-2-3 tamam ama fazlası olunca annem de kızdı tabii, babam da öğrendi. Gizli oyun maceraları da ortaya çıkınca, atariden sonra bir de PC’de aynı yasakla karşılaştım; kablo çıkarma ve saklama yasağı. Yine mi ya!?

Ama bir dakika… Kablo yasağı geldikten sonra bir şey fark etmiştim. PC’mle beraber gelen yazıcının elektrik kablosuyla PC’nin elektrik kablosu aynı tipteydi ve bunu o an sadece ben biliyordum ev halkından. Eh, faaliyete geçmemek olmazdı, geçtim de. Gizli oyun serüvenlerim biraz daha sürdü, elbet yakalanacaktım ve gün geldiğinde yine yakalandım. O kablo da gitti, tüh!

Bir de ben meraklıydım. PC’ye ne zaman otursam, her şeyi karıştırır, kurcalar, çoğu kez de Windows 98′i çökertirdim, nasıl da dandik bir sistem yapmışlarsa artık? Cezamın kalktığı sıralarda yine format yolu görününce, teknik servisten bir öneri gelmişt; biz bu PC’ye bir şifre koyalım ve bunu sadece bir kişi bilsin. Kimin, ne zaman kullanacağına da o karar versin. Böylece zırt pırt Windows kurmak için de gelmezsiniz.” Bu karar babamın aklına yatmıştı ve şifreyi bilen tek kişi oydu. Teknik servisteki elemanlar da bıkmıştı belli ki benden, bir kurtuluş olur, bilgisayarı daha uzun aralıklarla bozarım da onlara daha az uğrarım diye yöntem geliştirmişlerdi belli ki kendilerince.

Ve gelelim şifre giriş seanslarına. Oynama iznim olduğunda, şifreyi babam giriyordu. Bunun dışında PC haram olmuştu. Tekrar bir çözüm lazımdı, ki o da küçük kardeşimdi. Kardeşim okuma bilmiyordu ve babam şifre yazarken hep yanında duruyordu. Ben ise, kapı dışında bekliyordum. Evet, aklıma gelen ise, kardeşimin bana ipucu verecek olmasıydı ve bunu babama söylemeyecekti.

Birgün, babam gittikten sonra yanıma çağırdım ve sordum, önce hangi tuşa bastı diye. İşaret parmağıyla gösterdiği tuş, E’ydi. O an anladım şifrenin Emre olduğunu. Teknik servisin ismiydi bu ve zaten servisteki adamlardan biri koymuştu şifreyi. İlk denemenin ardından gözlerimin o an ışıldadığından eminim. Gizli gizli kaç kez oynadım ve bu kez yakalanmamıştım da. Bir anlık gaza gelme sonucu, sırf hava atacağım diye, kendi kendimi ele vermiştim…
Aileden insanlar evimizdeydi ve babam da onca uğraştan sonra şifre ile PC kullanımında nasıl bir düzen getirdiğinden, nasıl rahatladığından söz ediyordu.Koca ailede tek bilgisayar bizde olunca, konusu da açılıyor ister istemez, neyse.

O öyle fiyakalı anlatırken, ben de dayanamamıştım ve şifreyi bildiğimi söyleyerek PC’yi açmıştım. O an zafer benimdi, en mutlu bendim, ama PC’siz günlerin beni beklediğini hatırlamam uzun sürmemişti. Şifre tekrar değiştirildi ve bu kez şifre hakkında ipucu veriyor diye kardeşim de babamın yanında duramıyordu yazarken. En azından kapı dışında bekleyenler olarak artık iki kişiydik. Güzel günlermiş vesselam…

Yazan: Mahmut Saral

One Response to Oyun Anılarım 21: Babamın kablo ve şifre cezaları, benım de çözümlerim

  1. Sjampa Mario (@SJAMPANSEE) diyor ki:

    Yazilarin cok iyi Mahmut, Allah senin cocuklarini boyle kisitlik vermesin, tabi baban senin iyiligin icin bunu yapmistir ama , bir PC gamer olarak (ve ondan oncesi NES ve SNES) seni tamamiyle anlamistim zaten. Guzel gunlermis for sure!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>